Hasta Halinden Anlamak

Hayat rutinde giderken birden can ve beden bir takım sağlık sorunlarıyla mücadele eder oluyor.

Kimine göre “uff” oldu görünse de her hastalık hatta her rahatsızlık kişiye yoğun stres yaşatmaktadır. Bazen tırnağa kıymık batar, bazen bir sivilce çıkar, bazen amansız hastalık haberi alınır. Adı ne olursa olsun hastalık hastalıktır, rahatsızlık rahatsızlıktır.

Hepsi bir yana; hastalıkta tam iyileşme olursa tüm her şey geçmiş sayılır, onun için hastalara tüm her şeyin geçmesi temenni edilerek  “Geçmiş olsun!” denir ve bu sıkıntılar tümden geçmediği sürece hastalığın bulguları varlığını hep insan üzerinde hissettirir. Bu hisler zaman zaman hastada “şükür” duygularını canlandırdığı gibi zaman zaman da “isyan” duygularını ayağa kaldırabilir. Bu farkı belirleyen öğeler ise hastalığın şiddeti, süresi ve tedaviye cevabı olduğu gibi, “çevresel faktörler” de hastalığın kişi üzerinde yaşattığı streste önemli katkı sağlamaktadır.

Her hasta, hastalık döneminde ilgi bekler. Bu ilgi hem tıbbi, hem de destek bakımı içermeli, aynı zamanda psikososyal destekleri de barındırmalıdır. Profesyonel psikolojik yardım almak olarak görmeyin… Bir annenin çocuğunun acıyan bir yerini “Öpeyim de geçsin!” diyerek iyileşme sürecine katkısı, insanoğlunun hayatta öğrendiği ilk psikolojik yardıma örnek değil midir? Hangi yara öpünce geçer? Yara öpünce geçmez ama manevi olarak bu destek ile iyileşmeyi hemen başlamış sayabilirsiniz.

Bugün hekimler ve hemşireler, hatta tüm sağlık çalışanlarına baktığımda; iletişimi güçlü olan, deyim yerindeyse hastasına “dokunan”, hastasının moral ve motivasyonunu yakından takip edenlerin, hastalar tarafından daha benimsendiğini görüyorum. Bu aile içerisinde de öyledir işyerinde de… hasta fırtınadan çıkıp sığınacak bir liman peşindedir sadece. Anne, kardeş, arkadaş, doktor, onu anlayan, dinleyen, onunla birlikte hisseden ancak onun iyileşmesini hızlandırır. Bir tatlı dil, bir güler yüz, bazen bir çorba, bir çay çok şeyi değiştirebilir.

Hastanelerde medikal güvenilirlik ve fiziksel konfor yanında sağlık çalışanının hastayla olan iletişiminin önemi giderek kendini hissettiriyor. Hastaya evindeymiş gibi hissettirmek, yakınlarından biri gibi olmak, yani halden anlamak… Bu, ancak eğitimle ama mutlaka empati ve ödül ile oluşturulabilir. Artık günümüzde bazı hastanelerde kanser gibi önemli olan sağlık sorunlarına sırf bu yüzden psikolog desteği içeren programlar oluşturulmuştur. Eskiden ancak yabancı filmlerde gördüğümüz gruplarla yapılan workshoplar, terapiler ülkemizde de yerini bulmaya başladı bile. İnsanların birbirinden uzaklaştığı bir toplum olmamak, hastasından, yakınlarından, yaşlılarından ilgiyi eksik etmeyeceği, sağlık çalışanlarının hastalarına, kendisinin başına geldiğinde nasıl olmasını isterse öyle davranılması temennileriyle yazımı bitiriyorum.